Eski sevgilimle röportaj yapabilir miyim?

Tabii ki yapamazsın, salak. İlk, tek ve son yanıt buydu, budur; ama böyle dememiştim. Her ne kadar “medeni” olsam da pop-kültürün çok dışında, kendi kültürümü yaşıyor ve yaşatıyorum ilişkilerimde. Bu alana da etki edemez akımlar, modalar, şunlar bunlar. Bu alanı benim biyolojik sistemim, kodlarım belirliyor en çok.

Oysa o travmatik bir ilişkiden çıktığı için, kendini bile göremeyen ve kendini tamamen yaptığı sanat sandığı küçük maskaralığa adayan kişi için her şeyini yitirdiğinden, ona çok ayrıcalıklı davranıyordum. İşin aslı, hayatımda ilk defa bir kadına güvenmeye karar vermiştim, bunu hak ettiğini düşünüyordum, çünkü daha önce kimse onun kadar uygun gelmemişti bana ve kimseyi onun kadar sevmemiştim. Ben böyle düşünürken ondan ardı ardına salaklıklar geliyor, her seferinde sinirimi yutuyor (bu konuda çok başarılıyımdır), onun kendini toparlayınca aklının da başına geleceğini düşünüyordum. Sanıyordum ki, köreltici bir aşırı baskıdan sonra bu sefer düzgün bir erkek ve sağlıklı bir alan bulunca “aşırıya” gidiyordu ve bu aşırı istekleri normalleşecekti.

Öfkelen, önce yapmak zorunda mısın diye sor falan. Sonra baktın kararlı, ona güven. Yut, güven, bunu hak ediyor.

Madem öyle, evet, ama ben de olacağım röportaj esnasında.

Olmak istemiyordum, çünkü katlanabileceğimden hiç emin değildim; misal röportajın ortasında herif benim farklı yorumlayabileceğim bir şekilde sırıtsa, hiçbir şey demeden yumruğu yapıştırıp yapıştırmayacağımdan emin olamıyordum; yapıştırmasam kendimle nasıl yaşayacaktım, yapıştırsam da bu kabalığımı neyle izah edecektim (en başta izin vermeseydin demezler mi adama). Zaten o projenin hiçbir şeyini istemiyordum, onu kabul etmem de ayrı bir yenilgiydi, kattığı değer bizim önceliğimiz olmamalıydı. Onun içindi oysa, o da benim için olduğunu sanıyordu ama ben de onun buluşu olduğu için sonuna kadar desteklemek istemiştim.

Üst başımı giyemiyordum, güneşli havalarda pardesüm yanımda geziyordum. Dişlerim kirlenmişti, ağzım kokuyordu; bunun bile tam olarak farkında değildim, daha doğrusu bunun için bile harekete geçemiyordum.Hayatımın en zor yılıydı, ondan ve ilişkimizden bağımsız bambaşka, saçma sapan bir sorun ve onun zayıflatıcı stresi vardı hayatımda. İlk kez bu denli büyüktü bir maddi sorun ve henüz antikor üretememişti bünyem. Beni eziyordu, her alandaki “ben”i olumsuz etkilemişti, ilişkime de çok dikkat edemiyordum. Şimdi gelsin aynı sorun, ki geldi de, tekrar çözdüm, hiç yorulmadan hem de, hiç canımı sıkmadan. Öyle bir sorun yaşayıp aştığıma da şimdi memnunum, daha güçlü hissediyorum artık kendimi.

O röportaj olmadı. İyi oldu. Ama bol miktarda bambaşka saçmalıklar yaptı.

Gulp. Ona güven, vakit tanı.

Başka konularda da saçmalıklar yaptı. Ona fazla saygı duydum.

Aslında eski prensiplerimin ve doğamı yaşamanın beni ne kadar sağlıklı tuttuğunu da ondan sonra anlama şansım oldu ve birisine haddinden fazla serbesti tanımanın saçmalığını yaşayarak görmüş oldum.

Benim ilişkimde, benim kurallarım olmalıydı ve bunları herhangi bir kişi için esnetmek, değiştirmek, kaldırmak dünyanın en gerizekalıca işiydi.

Kendine aslında hiç güveni olmayan, içine kapanık, bencil ve sorumsuz bir ruh hastası değildim ki herhangi birinin hangi sebepler olursa olsun bunlara aykırı davranmasına izin vereyim.

O günleri hatırladığımda hissettiğim tek şey kendime duyduğum büyük bir kızgınlık. Ayrıca, hiç âdetim olmadığı hâlde ilk defa birisinin duygusal durumundan ötürü verdiği saçma sapan sözlerine, yeminlerine, aşk ilanlarına inanmam. İlk defa birisini bu kadar beğenip sevince onun her yönden ideal olduğu yanılgısına düşmem, sanki lisedeyiz, neyin kafası idiyse artık bendeki.

Hep diyorum ki, o dönemki bu hatamın erkenden farkına varamamın sebebi o dönemki diğer stres olabilir. Nihayetinde, iş işten geçtikten sonra bir önemi yok. Kimse için değişmemekte de büyük yarar var, değişim zaten kendiliğinden olur, taviz şeklinde olmamalı.

***

Seminer işi olgunlaşacak. İkinci ve üçüncü kitaplar biraz ilgiyle baskıyı bekliyor denebilir. Bu sene ikisi de yetişebilir. Bir de şirket kurasım var, birkaç ay araştırma yapıp kuracak gibiyim. Girdiğim hiçbir işte başarısız olmadığımı görüyorum dönüp baktığımda, hatta o 19 yaşındaki şirket ortaklığı deneyimimde bile. Öyleyse, şimdi neden farklı olsun? Bu şirket işini düşünmemin sebebi de zaten 2014 yılında verdiğim zengin olma kararı. Paraya değer vermeyişimin beni soktuğu durumları kabul edemeyişim. O durumun tekrarını imkânsız hâle getirerek para denilen araç konusundaki olası bir dip sıkıntıyı kendi tarihime gömmek.

***

Antrenmanlara devam ediyorum, sporcu besini kullanmayı düşünüyorum. Bayadır da kullanmıyordum.

Derken yine aklıma geliyor, bana “gerekirse artık steroid kullan” demesi. O kadar kendimden geçmişim ki bu lafa bile gereken karşılığı veremeyişim.

Hayır, steroid kullanmak istemiyorum. Her şeyi geçtim, bunu yaptığım zaman hiçbir insana “kullanma” diyemem. Bunu demem gereken bir yerde olduğum için de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kullanmayı düşünüyorum.

Doğal yapımın minyon, kemik yapımın da zarif (ince) olması dışında, hormon yönünden hiçbir sorunum yok. Yağ-kas oranı olarak da komple kas olduğum söylenebilir. Kütle için biraz desteğe ihtiyacım var ancak doğal karışımlar hazırlamaya vaktim yok, sürekli bir şeyler yemeye uygun bir yaşantım da yok. Mide hacmim kısıtlı, kalori ihtiyacım da artık karşılayamadığım kadar yüksek olduğu için hem enerji hem de besin yükü yönünden yüksek profildeki eklemeler yapmam lazım. Dolayısıyla en iyi çözüm de sporcu besinlerinde oluyor.

Bu arada, sabredip hemen değil de birkaç ay biraz bacak çalışıp öyle koşulara başladığım için, çok mutluyum. Henüz dizlerimde sorun çıkmadı, depar bile atıyorum. Çok az kişi koşmayı ne kadar sevdiğimi biliyordur ve daha azı bunun benim için neler hissettirdiğini anlayabilir.

Kendi bacaklarımla istediğim hızda koşmak, mesafe, yol almak, hava akımını vücudumda hissetmek, çok hızlı giderken efor yönünden zorlanmadan çevreyi kontrol edebilmek… Daha bir sürü şey. Sanırım koşmaya dair hemen her şeyi seviyorum.

Umarım bundan sonra, en azından bir on yıl daha, böyle hızlı koşabilirim.

İki gün sonra 30 yaşımı bitiriyorum. Saçma sapan, asılsız, boş dilek ve arzulara dayalı bir istek olarak değil, bu kilometre taşının gerçekten hayatımın birçok yönünden değişeceği bir dönemin başlangıç noktası olduğunu hissediyorum. Histen çok sezgi, sezgiden çok özgüven aslında. Taşları diziyorum, oyunu kuruyorum, kuralları biliyorum, ilk hamlemi yapmak üzereyim, sonunu görebiliyorum.

Doğum günümü bahane edip bana parfüm falan satın alacak bir sevgilim yok bu sefer, ben de kendime 8-10 parfüm aldım geçenlerde. Hatta bu gibi sebepler yüzünden insanlar benim kimliğimle ilgili şüpheye düşüyorlar bazen.

Burada bir hakimle bir vergi müfettiş arkadaş var. Bu alımdan haberleri oldu misafirliğe geldiklerinde ister istemez, başka şeylerle de birleştirince hakim dedi ki ben senin maaşına inanmıyorum (o inanmıyor, ben inanAmıyorum, farklı şeyler, bu paraya nasıl tam zamanlı çalışmayı kabul ettim hâlen çözmüş değilim, belki de meşum 2014 etkisi yüzündendi). Bu kadar az alamazsın. Ben işte şu kadar parayla şu bu sıkıntıya düşebilirken sen kimsin de bu şekilde hareket edebiliyorsun, gibi şeyler. Çok güldük. Evet, ek gelirlerim var, kitaptır, çok ufak tefek başka işlerdir falan ancak maaşım bu, az. Ben de onlara, sizin kadar maaş alsam, o kadar sabitim olsa uçakla gezerdim dedim. Şaka tabii, uçak olmaz ama helikopter olurdu (korkma bu da şaka, bazen kiralardım sadece).

Bir de, insanlar hem dürüst, hem meşru (halk arasında helal dedikleri cinsten) hem de çok olacak şekilde para kazanmayı gerçekten de bilmiyorlar. İşe başlamamla birlikte tekrardan iş çevresine girdiğimde bu gerçeği dehşetle fark ettim. Belki de artık para kazanmayı tasarladığım için bu alandaki cehalet ve eksiklik dikkatimi çekti, algıda seçicilik hesabı.

Korkular içerisinde yaşıyorlar, bir sürü korku, belki de ana sebep budur. İkincisi aptallık (para kazandıran gerçek dinamikleri eksik ya da yanlış tespit etmeleri). Üçüncüsü de tembellik (buna kendi işlerini yapmayışları eşlik ediyor, kendi işleri olsa çoğu insan çok daha çalışkan, üretken ve verimli çalışırdı). Ahlaksız ve meşru olmayan sebeplere hiç girmiyorum, o şekilde kazanılan paranın yenebileceğini de düşünmüyorum, ayrıca o şekilde kazanılan paralar kişiliğimizi besleyip bizi yüceltemez, öz saygıyı da tüketir. Onlar zaten konumuz dışı.

Para olgusu dün ne kadar saçmaysa bugün de o kadar saçma benim için ancak artık dışında değilim sistemin, kalmayacağım, büyük bir kararlılıkla tam içindeyim. Böyle anlamsız bir şeyi tasarladığım kadar elde edip de anlamlı bir şekilde değerlendirip kullanamazsam ne yaparım ondan emin değilim. Onu da o zaman düşünürüm.

About the author: İlşad Özkan

Leave a Reply

Your email address will not be published.