Sayıklamalar

Dün bunları yazmışım, uyuyup kalmadan önce: Yazı yazmak, konusu fitness ya da filler olsun fark etmeksizin, kaçındığım bir iş olmuş. Sanırım, şimdilik hatırlamak istemediğim şeyleri hatırlatıyor yazma deneyimi bana. Ya da hatırlatmıyor, müthiş bir tembelimdir belki sadece. Bakıyorum, öyle de değil. Ne öyleyse? Motivasyon eksikliği. Olsa olsa… Motivasyon dememeli belki de, Maslow’un us gücünden uydurduğu, …

Yüzüme çarpan yel, suya düşen damla

Kapalı havaları seviyorum, daha doğrusu, haz alıyorum. Hele bir de fırtına ya da ince bir yağmur varsa bu haz katlanıyor. Güneş ışınlarının önü kesilmişken griye veya turuncuya dönen gökyüzünün rengi, ister doğal bir ortam isterse insan yapısı bir yer olsun fırtına çıkınca ara verilen işler dolayısıyla oluşan sessizlik, diğer tüm şeyler, hepsi hoşuma gidiyor. Doğal …

Sömürüsüz Sömürgecilik

Kitaro konseri, müzikal ve şov yönünden dev bir hayal kırıklığı olmuştu benim için. Belki de Kitaro sahne insanı değildir de stüdyo insanıdır. Tabii böyleyse bile tüm suç onun değil, sahne tasarımı, efektleri, hepsi ama hepsi berbattı; lise müsameresi gibi. Dandik bir ışıklandırma, arkaplanda PowerPoint sunumları gibi değişen resimler, hepsi bu. Üzülmüştüm buna. Yanni’de sahne havası …

Stairway to Heaven

Merdivenlerden çıkarken “Stairway to Heaven” aklıma gelmişti, Cennet’e Merdiven. Bu şarkıyı ilk olarak 10-11 yıl önce olacak, abim sayesinde duymuştum; o dinlerdi, ben de dinlerdim. Bilgisayardaki müzik listesini açınca Winamp’da bu da çıkardı ve dinlerdim. İngilizce bilmiyordum, yine de güzel geliyordu kulağıma ve dinliyordum. Daha sonra hiçbir zaman dönüp de sözlerini anlamaya çalışmadım. Şimdi, yani …

İşsel kelimeler

Tablo geldi. Kötü diyemem ama beklediğim kadar iyi değil. Birinci orijinali yanılmıyorsam 15 bin dolara satıldığı için yeniden yapmasını, tabii ki çok daha uygun fiyata, talep ettiğim ressam, belki de haklı olarak, aynı işçilikle çalışmamış. Eser tabii ki özgün yağlı boya fakat işçiliği, ilk orijinale göre, daha zayıf. Fena değil ve duvarda da güzel duracak …

Gece, teklik, ışıklar, yağmur sonrası grilik, bir güzel koku

Arada bir sinemaya gidiyorum, kuzenimle genelde. İyi olacağını umduğumuz filmlere gitmeye çalışmamıza rağmen, çoğunlukla iyi filmler çıkmıyor ama ben yine de mümkün mertebe keyif almaya, biraz rahatlamaya çalışıyorum. Geldiğimden beri Devlet Tiyatroları Sahnesi’nin her oyununu takip ediyorum, kâh senaryolar kötü oluyor kâh oyunculuk yetersiz kalıyor ama yine de sinemadan çok daha zevkli ve üstelik keyifli …

Yıllardan sonra 3-5 nöbetinin öfkesi yaman olur, Putin…

Aşağıdaki yazıyı dün Facebook sayfamdan yayımladım. Buraya da koyuyorum şimdi. Daha evvel, doğumla birlikte kendiliğinden gerçekleşen “devlet-birey sözleşmesi” üzerinden hareketle, bu sözleşmeden usülünce caymayanların zorunlu askerlikten de caymasının diğer bireylere (topluma) nasıl zarar vereceğinden de detaylıca bahsetmiştim. O yazı burada yok, eski Facebook profilimdeydi, bir şekilde bulup çıkarabilirsem eklemek istiyorum. Her neyse, işte çoktan tezkeresini …

A Faulty Gaydar

Bazı insanların, her neden ve nasıl bilmesem de, homoseksüel erkekleri çabucak sezme becerisi var. Sanırım bu beceri bende yok veya varsa da çok az. Çünkü açık bir delil olmadıkça böyle bir olasılık çoğu zaman aklımın ucundan geçmiyor, aklımdan geçse de “Yok canım, daha neler sen de!” diyorum. Aslında, daha evvel başıma gelen birkaç olayda bunun …

Muhtaç olduğumuz kudret, şuralarda bir yerlerde olabilir…

Birkaç satır karalayıp sonra dosyayı kapatıp geri dönüşüm kutusuna gönderme işlemini, birkaç saat içinde, üç defa tekrarladım. Bunu, bir yazarın daktilosuyla yazdıklarını beğenmeyip o kâğıdı buruşturup atmasına benzetebiliriz, bu durumda üç buruşturulmuş kâğıdım olacaktı. Daha eski zamanlarda parşömenlerin, papirüslerin bu kadar kolay harcanabileceğini sanmıyorum. Herhâlde zengin bir yazar değilseniz kolayca o değerli yazı nesnelerini bu …