Bir monarkın günlüğü…

Bugün, eskiden yazdığım seçimlerle ilgili bir yazının sonuna eklediğim bir kurguyu sizlerle paylaşacağım. Beş sene evvel, 2010’un başında yazmışım. Bir dergide yayımlanmak üzere hazırladığımdan kısa tutmak zorunda kalmıştım, yer sınırlıydı çünkü ve yazının önceki kısmı bu kurgunun iki misliydi zaten. Ha, neden mi yayımlanmamıştı? Baya yere çaktığım için, bunu yayımlarsak olumsuz olur demişlerdi… Neyse, buyrun siz okuyun, işte “Bir Monarkın Günlüğü”.

Taçsız Kral Olmaz

Sevgili Günlük,

Biliyor musun, bugün çok ama çok heyecanlıyım; taç giyme törenim var. Başvezir ve başdinadamı bana rahmetli pederimin peleriniyle birlikte mabedimizde taç takacak. Kral olunca ilk işim kendime daha güzel bir taç yaptırmak olacak. Bu taçta yeşim taşlarıyla sitrinin bir arada kullanılması hiç olmuş mu? Eminim, bizim kuzeydeki komşularımızla sorun yaşamamıza bu taç sebep olmuştur, bunu babamın kafasında gören elçiler kim bilir ne kadar küçümsemişlerdi zavallı babacığımı… Rahat uyu baba, senin düştüğün hatalara düşmeyeceğim! Her zaman şık ve gösterişli olacağım!

Yalnızlık Tanrımıza Mahsus, Monogami ise Fakirlere 🙂

Geçen gün bir kıyı ülkesinden getirdiğim fıstığı görmelisin Günlük, bir içim su. Kız 16’sında daha. Askerlerim keşif yaparken bulmuşlar ve kız çok güzel olduğu için kimse paylaşamamış, kızı âmirine kaptıran herkes, kapan kişinin bir üstündekine haber uçurmuş. Böyle böyle, kıza kimse el süremeden bana kadar gelmiş oldu kız.

Sanatın da Bi’ Sınırı Olmalı!

Bilim ve sanatla uğraşanları destekliyorum, ama içlerinden bir şair çok sivri dilli, kendine yaşam hakkı verdiğimi düşünmeden alttan alta bana bile laf sokuyor eşşolusu… Bilimcilerden biri ise keşfettiği şeylerin yeni silah yapımında kullanılmasını istemiyormuş. Hiç olacak iş mi bu! İşime yaramayan bilimi ben ne yapayım derdim ama o zaman kırılıp iyi çalışamaz belki. Biraz dindarmış, ona en büyük din adamını göndererek kâfirleri yok etmenin faziletlerinden bahsettireceğim. Umarım fikrini değiştirir, yetenekli çocuk vesselam.

Yer mi Bunları Bavyera Çocuğu!

Doğu komşumuz bana elçi gönderdi ve on sene boyunca savaşmayalım teklifini iletti. O, bu aralar çok zayıfladı ama benim askerim gürbüz, silahlarım bol ve kasam ise dolu, bu teklif bana pek uygun görünmüyor. Onun topraklarındaki nehrin bittiği yerlerde müthiş buğday, arpa falan oluyor anasını satıyım, bize pahalı pahalı satıyorlar… Ben şimdi diyorum ki, bu elçiyi umutlandırıp göndereyim ve hemen savaş hazırlığına başlayayım. Hiç beklemedikleri bir anda saldırırız, yer misin yemez misin, heh heh he! O salak kral istiyor ki, bu güçsüz zamanında benden emin olsun ve kendini rahat rahat toparlasın, yer miyim ben bu ayakları be!

Utanmaz Vatan Hainleri!

Manitalardan birinin adı çıkmış, ben yüz vermediğimden beri elden ele geziyormuş güya, Saray’ı cümle âleme rezil edecekler… Dedikoduya karışanları da, dedikoduyu çıkaranları da, dedikodu edenleri de astırdım. Hâlâ çok kızgınım, elim ayağım titriyor şu an biliyor musun Günlük? Öyle bir cezalandırdım ki onları asmadan önce, bir daha bana madik atmayı kimse hayal bile edemesin… Şerefsiz vatan hainleri!..

Sanatçılar Bazen Özgür Bırakılmalıdır

Bugün keyfim çok yerinde, kıpır kıpırım Günlükcüğüm. Bizim ortanca vezirlerden biri var, ismi lazım değil şerefsizin, neyse işte bu son zamanlarda gözüme çok batmaya başlamıştı; gelirlerini arttırmış, askerlerini ve nüfuzunu çoğaltmıştı ve bana böyle daha bi’ fazla fikir beyan edebilmeye başlamıştı ve üstelik diğer vezirler falan da hoşlanıyordu bu heriften. Gıcık oluyorum namussuza! Ama bak işte, Tanrı’nın sevgili kulu olduğum için ve Tanrımızın da sopası olmadığı için ne oldu: Meğer bu vezir güneydeki topraklarından ek vergi almaya başlamışmış, haberim bile yok benim tabii, neyse efendim, meğerse o topraklarda hani sana şu geçen gün bahsettiğim şair vardı ya, hah işte onun ailesi mi ne varmış. Şairin ailesi resmen dara düşmüş tamam mı, vergiler falan çok, e bi de kuraklık olmuştu bu sene orada. Neyse. Bu şair de saray bahçesine bu veziri eleştiren çok komik bir şiir yazmış, bana da getirdiler, altıma sıçtım gülmekten ya! Kalemi çok kuvvetli ve zehir gibi kafa var şerefsizde. Bizim vezir bunu cezalandırmak istemiş, bırakır mıyım, özgürlük falan filan diye aldım hemen himayeme ve ailesi için de maddi yardımda bulundum. Usulen de kulağını çektim, daha doğrusu öyle göründüm. Vezirin karizma ise yerlerde… Ben keyifli olmayayım da kim olsun…

Tebaamdaki Korkaklar Beni Deli Ediyor!

Bizim ülkenin doğu sınırındakiler savaş hazırlıklarına uyanmışlar ve savaş istemediklerini falan gevelemeye başlamışlar. Öncelikle, bu savaşmaktan korkan alçak rezillerden birkaçını ibret olsun diye cezalandırttım. Sonra ise bölgeye din adamlarını göndererek savaşın faziletlerinden falan bahsettirdim ve ayrıca savaştan kaçanlara da ölüm cezası getirdim. Ben o alüvyonlu ovaları o namussuz krala bırakır mıyım be! Bunun için savaşacaksın kardeşim! Sanki senin oturduğun topraklar bize dededen kaldı, onları da savaşarak aldırdı benim atalarım, o zaman itiraz etmemişsin ama, uyanık! Bu sınırdaki tebaam çok salak, savaşı büyük ihtimalle kazanacağız ve ben o deltaya onları yerleştirektim, ama yok, bana bunu yaptılar ya, batıdan birkaç bin aile getirip oraya yerleştireceğim, doğudakiler de eski yerlerinde kalsınlar, kapak olsun bu doğudakilere!..

Sanat “Bizim” İçindir

Şu bizim şaire ilk başta kızmıştım ama tabiatı uysalmış aslında, arada bi muhabbet falan ediyoruz, bana karşı sivriliğinden eser yok, pamuk gibi… Şimdi doğudaki cepheye kahramanlık şiirleri falan da yazıyor, bunu okuyan askerler de feci gaza geliyormuş ki sorma gitsin. Ben bile okuyunca cepheye gidesim geliyor ama öyle ufak tefek savaşlarla uğraşamam, dizim de ağrıyor hem bu aralar…

About the author: İlşad Özkan

Leave a Reply

Your email address will not be published.