Stairway to Heaven

Merdivenlerden çıkarken “Stairway to Heaven” aklıma gelmişti, Cennet’e Merdiven. Bu şarkıyı ilk olarak 10-11 yıl önce olacak, abim sayesinde duymuştum; o dinlerdi, ben de dinlerdim. Bilgisayardaki müzik listesini açınca Winamp’da bu da çıkardı ve dinlerdim. İngilizce bilmiyordum, yine de güzel geliyordu kulağıma ve dinliyordum. Daha sonra hiçbir zaman dönüp de sözlerini anlamaya çalışmadım. Şimdi, yani o zaman, ben merdivenleri çıkarken aklıma geldiğinde şarkının anlattıklarının neşemle, keyfimle, mutluluğumla, coşkumla uyuşmadığını biliyorum yine de, çünkü ritimde biraz hüzün, biraz isyan, biraz zorlukların karşısındaki umut var ancak benim duygularımın hiçbirinde bu yok. Ben sadece şarkının adının anlamıyla ilgileniyorum: Cennet’e Merdiven; Cennetime çıkan merdiven. İkinci katın da merdivenlerini çıkmaya başladığımda kapıda onu göreceğimi sanıyorum, yanılmıyorum da, aralık kapıdan başını uzatıyor, karnım, kalbim, beynim, eşsiz bir coşku kokteyliyle doluyor, bir çeşit sarhoşluk ancak alkol sarhoşluğu gibi uyuşturucu değil, ayak parmak uçlarıma kadar uyarıcı. Tamamen, her hücreme kadar canlılık hissediyorum.

Buna benzer duyguyu, o zaman bu şarkı aklıma gelmeden ancak yine benzer merivenleri çıkarken ancak o merdivenler Beşiktaş’ta değil de Kadıköy’deyken, yaşıyordum. Tek farkı, o zaman iki kat değil tek kat merdiven çıkardım. Aynı coşkuyla, aynı mutlulukla; ve yine bir baş vardı orada, kapıyı aralayıp bana gülümseyen, beni bekleyen, kavuşmak için son adımlarımı ikişer üçer basamak attıran.

O zaman yanılmış mıydım? O zaman dediğim, bu satırları yazmamdan sekiz, Beşiktaş’taki merdivenleri çıkmamdan ise altı sene öncesi. Araya giren birçok reklamı bir kenara bırakırsak, her iki film seçimim de bence iyidi, şu var ki, elbette, ikinci film seçimim ilkinden ve aradaki reklamlardan edindiğim tecrübelerden ötürü çok daha iyiydi. Fakat şu var ki, son değerlendirmede onun da yanlış bir seçim olduğunu, filmin sonuna bakarak, ileri sürebiliriz. Aradaki insanları “reklam” olarak değerlendirmek de beni rahatsız etmiyor, bunu hepimiz biliyorduk; hem, bir reklam kendini filme dönüştüremiyorsa burada suç reklamındır. Yani aslında, kimse peşinen reklam değildir de sonradan reklam olmuştur, yahut reklam önyargısıyla yaklaşmışsam bile bunu değiştirememeleri kendi sorumluluklarındadır.

Bir başka Cennet olabilir, olmayadabilir; olması gerekmiyor, olmaması da gerekmiyor. Bazen yalnızlık hissediyorum sadece. Bazen bir şeyleri paylaşamamanın eksikliğini. Bununla birlikte, deneyimin ve yalnızlığın bugün bana eskisinden daha güçlü bir kişilik kazandırdığını anlıyor, görüyorum. En azından “kayıp” görünen şeylerden büyük sayılabilecek kazanımlar elde etmek güzel. Teselli ikramiyesi dedikleri türden değil, belki de büyük ödül budur.

İleri bakıyorum bu sebepten, bazı şeyleri asla göremiyor, seçemiyor yahut tahmin edemiyorum. Üçüncü filmin olup olmayacağı, olursa kim ve nasıl olacağını bilmemek de bu tahmin edemediklerim arasında. Bu beni rahatsız etmiyor, huzursuz etmiyor, kendimden emin hissediyorum, kendimi iyi hissediyorum. Bu hissin güzelliği yanında geçmiş yanlış seçimlerimde küçük kalmamış olmak, o seçimlerden ötürü kaybedip büyümüş olmak, bu gerçek bana iyi geliyor. Geçmiş acı vermiyor, bu bile elde ettiğim kavrayışın önemini ifade etmek için yeterli.

Cennet’e çıkan herhangi bir merdiven yok, aramayın, boşuna yoruluruz. Çünkü tüm cennetler gözlerimizin arkasında, beynimizde.

 

About the author: İlşad Özkan

Leave a Reply

Your email address will not be published.