Zweig, Satranç ve fazla değer biçme

Kuşkusuz güzel, özel ve bir lokmada okunabilen bir kitaptı Satranç. Zweig tanımayanlar içinse fazla anlam ifade edemeyeceğine eminim. Benim için mesela. Onun haddinden fazla sembolizmi varsa bundan çakmam ben, açıkçası, çakmaya da gerek görmüyorum. Yazar kibrini bilirim, ne de olsa bende de var, ancak yazarı eserini ortaya koyarken kendine iyice ilgi çekme zorunluluğunda konumlaması da bana aşırı gelir. Gerçekten Zweig için böyle miydi, yoksa sonrakiler mi yamadı ona bunca gizemi? Elbette bir şeyler var ama bana sorarsanız onun üzerine anlam yükleyenlerin marifeti şimdi kitapla ilgili söylenenler. Diğer bir nokta ise, bir dönem önemli olan göndermelerle dolu bir kitabın, bugünün insanında aynı karşılığı bulmaması olağanken onun bunun ağzıyla bu karşılığın zorla buldurulmak istenmesi de züppelikten başka bir şey değil. Vakti çok olan, kafası az çalışan yarım entelektüellerin harcı.

Metin, sembolik işaretlerini barındırıyor barındırmasına ama, üzerine tekrar ve tekrar sayısız farklı söz söylenmesini abartılı buluyorum. Bunun yazarın çeşitli özel durumlarıyla ilgisi olabilir, bilmiyorum. Bir de yine gıcık olduğum, ama bu sefer okumak farkıyla, eser önüne yazı koymuşlar. Bir hanım yazmış, Dr. B dünya imiş, satranç ustamız da minik bir Hitler’miş falan. Bunu benim kıçıma anlatsın. Zorlama anlamları sevmem, tamam, sen yükle, bundan keyif al, alan başkaları da olsun, ama ben yokum. Gönüllü bir cehalet değil benimkisi, kısaca ve sadece, ben bu boku almayayım, işte o kadar.

Öte yandan bir yazar olarak Zweig’i orijinalinden okumasam da, çevirmenlerinin kaliteli olduğuna sınanmamış bir güvenle inandığımdan , çevirileri de doğruysa başarılı bir yazar olarak buldum, buna kuşku yok. Zaten genelde edebî kitapları sentaks yönünden tadarım ben, huyum böyledir. Kurgudaki incelikler bile çok çekmez ilgimi, kurgu benim için hamur değil de kremadır daha çok. Ben hamuru cümlelerde arayanlardanım. Tabii ki neyin, niye anlatıldığıyla da ilgilenirim ama nasıl anlatıldığıdır her şeyi tamamlayan. Nasıl’ı çıkardığınızda, sanatı da çıkarmışsınızdır.

Sonuçta, Goodreads profilime tek kelimelik bir notla, üç yıldızla kaydettim bu kimselerin unutamadığı, öve öve bitiremediği “şaheseri”: overrated.

Üç yıldız haksız oldu, hakkı dört yıldızdı ama, o bir yıldızı da fazla abartılmış olmasından ötürü tepki amaçlı kıstım. Eh, belki düzeltirim bir ara.

Proust aklıma geldi nedense Zweig’i okurken, benzetemeyiz tam olarak ama bana anımsattı işte. Proust’un kaybettiği zamanın peşinden gideli yıllar oluyor, içeriğe dair çok şey hatırlamıyorum. Bunun için onu Goodreads’e eklemedim, okuduğumu bilsem de hatırlamadığım kitapları eklemiyorum, ama sonra, belki de Almanya falan geçtiği için eserde, Böll aklıma geldi, eserleri aklımda, onları okuduklarım listesine ekleyeceğim.

Zweig ise, dur hemen yıldızını dört yapayım bu arada, Zweig ise okunmayı hak eden bir yazar ama edebiyat kuşlarının onunla ilgili zırvalarının kafamızı ütülemesine hiç gerek yok, kendini gayet güzel ifade edebiliyor. Sevmem zaten, ikinci sınıf eleştirmenlerin kendini beğenmiş yorumlarını. Ben, pek sevdiğim Papini gibi katı eleştirmenleri severim, benim eleştirmenliğim de öyledir. İncelemek için kesmekten çekinmem, gerekirse kımıldayan kısımlarını kırbaçla yola getirmekten de ve yine hak edilmemiş bir gururla kalkan yerlerini gürzlerle ezmekten de. Bir şeyi yapacaksan, düzgün yapacaksın zaten, ikinci sınıf değil.

About the author: İlşad Özkan

Leave a Reply

Your email address will not be published.