“Sormadın gönlümün efkârı nedir”

İnternette sörf yaparken Ali Tekintüre ismini öğreniyorum (bu arada, eskiden sık kullanılan İngilizceden aşırma “internette sörf yapma” deyiminin modası geçti nedense). Yaptıklarına, yazdıklarına bakarken bir yerde, benim de pek sevdiğim gibi, modernite eleştirisini çaktığını görüyorum: “Artık duygu dünyası da değişti. Bazı şeyler çok kolay elde edilir hale geldi. Kolay elde edilen şeylerin kıymeti olmaz. Bundan […]

Gelgit

Yalnızlık, zaman ilerledikçe içimde yeni kıvrımlar, yeni yollar, yeni çıkmaz sokaklar yaratıyor. Yalnızlığım uzadıkça, çoğaldıkça, bir noktadan sonra kimseyle paylaşılamayacak kadar büyük, iç içe geçmiş karmaşık bir şehir olacağını sanıyorum. Anlatamayacağım kimseye, anlatılamayacak. Korkmuyorum fakat, yalnızlıktan, kök salışından; sağlamlaştırıyor bir yandan da. Bir yandan da… Düşündürüyor işte, nereye gideceksin, kiminle? Her yeni başlayış, daha iyi […]

Nereden, nereye, niye

Yazmak, kelimelere can vermek, cansıza can vermek, bunun için “yaratıcılık”. Algı olarak tabii bu. Mesela diğer pek çok iş de bunu yapıyor; resim, heykel, müzik… Fakat yazı başka, yazı hem daha karmaşık hem daha direkt. Çünkü yazıda, yazarın ifade ettiği kelimeler yansır zihnimizde ve anlatılan gerçekliğin izdüşümü belirir kafamızın içinde. Bunun için okunan her yazı […]

En güzel ay

Sonbaharla birlikte değişir aniden bakışım dünyaya. Sıcaklık azaldığı gün (ki bugün gibi, 3 Eylül), biraz da yağmur yağdıysa, merhaba demiştir Sonbahar. Sonbaharla birlikte, ister istemez, bir nostalji kaplar içimi. Gelecekten çok geçmişe bakmaya başlarım. İster istemez ağırbaşlı olurum, düşünceli, “kaybettiğini” (yaşadığını) bilen, bunu sindirmek zorunda kalmış biri. Hafızamızı mı açıyor acaba bu mevsim değişikliği? Belki. […]

Saat, saatler, ömür, ömürler…

Saate baktım, dokuz buçuk olmak üzere. Birazdan on olacak. Sonra onbir. Sonra daha fazla, sonra yine dokuz buçuk ve sonra yine diğer saatler. Zaman sürekli işliyor, “an”lar daima  yaşanıyor, bugüne kadar yaşandığı gibi… Geçenlerde abim bilmesi şaşkınlık getiren doğru ve güzel bir şey yazmıştı bana, aslında zamanın hızla geçip gitmediğiyle ilgili. Zaman hep işliyor, “an”lar […]

Orada

Küçük bir çocukken, Aslan Kral’ı sinemada izlediğimde, müziğinin “beni alıp götürdüğünü” hissetmiştim. Bir çeşit mutluluk, oföri, sessizce yaşamak istediğim. Gözümde canlanırdı güzel, doğal manzaralar; kahverengi dağların arkada uzandığı bir nehir manzarası, yeşil bir orman bazen, bazen de şehrin içinde ışıklı, ağırbaşlı bir cadde, ve, bazen de fiziksel olarak tam tarif edemediğim bir mekân ve aslında […]

Eski sevgilimle röportaj yapabilir miyim?

Tabii ki yapamazsın, salak. İlk, tek ve son yanıt buydu, budur; ama böyle dememiştim. Her ne kadar “medeni” olsam da pop-kültürün çok dışında, kendi kültürümü yaşıyor ve yaşatıyorum ilişkilerimde. Bu alana da etki edemez akımlar, modalar, şunlar bunlar. Bu alanı benim biyolojik sistemim, kodlarım belirliyor en çok. Oysa o travmatik bir ilişkiden çıktığı için, kendini […]

Sayıklamalar

Dün bunları yazmışım, uyuyup kalmadan önce: Yazı yazmak, konusu fitness ya da filler olsun fark etmeksizin, kaçındığım bir iş olmuş. Sanırım, şimdilik hatırlamak istemediğim şeyleri hatırlatıyor yazma deneyimi bana. Ya da hatırlatmıyor, müthiş bir tembelimdir belki sadece. Bakıyorum, öyle de değil. Ne öyleyse? Motivasyon eksikliği. Olsa olsa… Motivasyon dememeli belki de, Maslow’un us gücünden uydurduğu, […]

Yüzüme çarpan yel, suya düşen damla

Kapalı havaları seviyorum, daha doğrusu, haz alıyorum. Hele bir de fırtına ya da ince bir yağmur varsa bu haz katlanıyor. Güneş ışınlarının önü kesilmişken griye veya turuncuya dönen gökyüzünün rengi, ister doğal bir ortam isterse insan yapısı bir yer olsun fırtına çıkınca ara verilen işler dolayısıyla oluşan sessizlik, diğer tüm şeyler, hepsi hoşuma gidiyor. Doğal […]

Sömürüsüz Sömürgecilik

Kitaro konseri, müzikal ve şov yönünden dev bir hayal kırıklığı olmuştu benim için. Belki de Kitaro sahne insanı değildir de stüdyo insanıdır. Tabii böyleyse bile tüm suç onun değil, sahne tasarımı, efektleri, hepsi ama hepsi berbattı; lise müsameresi gibi. Dandik bir ışıklandırma, arkaplanda PowerPoint sunumları gibi değişen resimler, hepsi bu. Üzülmüştüm buna. Yanni’de sahne havası […]