Varoşluk üstüne

Varoş’un Macarca olduğunu öğrenince önce Macarca bir sözlüğe, ardından da etimolojik bir iki yazıya baktım. Var, Macarca kale demek, “os” ise bir sonek olarak demek ki “dışında” anlamı katıyor. Bu noktada bir an Macarcanın Latinceden ne derece etkilenip etkilenmediğini düşünmemiş değilim, çünkü Latincede böyle bir durum bir önekle ifade edilirdi. Yine de bu muhabbetin konumuzla ilgisi yok.

Varoş kelimesi, somut anlam yönünden bugün daha çok içinin dolduğu Türkçe bir karşılığa sahip: Kenar mahalle. Yine de fonetik farklılıktan ötürü varoş kelimesi sık sık tercih ediliyor ve genelde kötü anlamlar kazandırılarak kullanıldığından, kenar mahalleden ayrışıyor. Örneğin bir sosyalistin ezilen sınıf geyiğine dönmeye başladığında varoş yerine kenar mahalle kelimesini tercih ettiğini görürüz, özellikle varoş demişse o metnin dilinde bir sertlik yaratmak istediğini düşünürüz ki, bu da solcu sanatın pek sevdiği bir şeydir. Bu tip sertliklerle metinlerini dinamik, güçlü ve güya hayata yakın tutmaya çalışırlar ki, herhangi bir hayalî konuşmanın ayakları mantıkla değilse en azından kelime seçimleri açısından, o yazı sanatının marifetiyle yere basabilsin. Eh, çoğu da bunu yutar.

Bense, bugün olumlu bir anlamda kullanmayacağım, ayrıca iki kelimelik kenar mahalle yerine varoş’u tercih etmek bana daha kolay geliyor, üstelik, bu yabancı kökenli kelime, birazdan tanımlayacağım durumlara yabancı oluşum sebebiyle de bana daha doğru geliyor. Yani, kenar mahalle de olsa, mahalle kelimesindeki potansiyel sıcaklığı, varoş’da bulamıyorum çünkü. Ek olarak, varoşlukla sosyo-ekonomik durum ve konumu da asla kast etmiyorum, çünkü varoşizm bir felsefe, bir yaşam biçimidir ve kişinin ekonomik koşullarından temelde bağımsızdır, biz genelde kenar mahallelerde daha sık görsek de, kentin her yerinde, en lüks mekânlarında bile, pahalı elbiseler içindeki nice insanda varoşluk çok sık rastlanan bir olgu.

***

Varoşluk üstüne ikinci sınıf şehir elitleri daima bir şeyler yumurtlar, bunun sebebi çoğu zaman kendi geçmişlerine karşı duydukları nefrettir. Zira pek çok Cumhuriyet kentlisinin dedesi değilse bile dedesinin babası, Osmanlı’ya göre fazlasıyla varoş, taşra yahut köylü sınıfındandı. Bu sebeple, bugün bu sınıflara en büyük nefret kökeni böyle olan kentlilerden gelir. Pek az kentsoylu ise daha samimi ve kendiliğinden gelişmiş bir tiksinti ya da sıcaklık duyabiliyor.

Konuyu çok dağıtmadan dönelim.

Varoşluğa nereden geldim bugün, birkaç blog okuyordum oradan. İlk başta pek çok kelime cambazının desteğiyle, yaralı ve yorgun ruhları anlayan cümlelere bir anlığına kapıldım, sonra kahkaha attım tabii ki. Varoşluğun ne olduğunu gördüm ve bu saçmalığı yutmama imkân ve ihtimal olmadığını fark ettim. Varoşluk, herhangi bir çevre, kişi ya da durumun kendine layık gördüğü aşağılık damgasından zevk almaktı, bir çeşit mazoşizmdi ve varoş insanın hemen her davranışına, kararına, duyuşuna, düşünüşüne ve duygusuna yansıyordu. Çünkü onun benimsediği kültürle, içinde yaşattığı dünyayla uyumlu olan buydu. Varoş, kazanmasını bilmiyor, yüzeyde çok kazanmak ister gibi görünse de derinlerinde kaybetme arzusu ve kaybın acısını doyasıya yaşama isteği taşıyor. Kazanmak, iyi, güzel ona göre değil. Bu sebeple hatalara karşı tahammülsüzdür genelde varoş, çünkü çok doğal olan hata-düzeltme mekanizmasının düzeltme kısmı onun gerçek dışı algı dünyasında yeşermemiş, gelişememiştir. Onun dünyasında sadece kaba bir kazanmak ve kaybetmek belirgindir, arasındaki gerçek hayat ise onu yorar, yorulduğunda ise tekrar varoşluk kabuğuna sığınır ve yıkıcı, kötücül, içe dönük ancak içindeki karanlığa dönük davranır. Bu sebeple varoşluk, toplumların yarattığı kitlesel bir hastalıktır ve bu hastalığı üzerinden atmak için kişinin para kazanması genelde yetmez, çünkü para kazandığında da bir hayali yaşar varoş, davranışlarında, tercihlerinde, yaşayışında bu sindirememişliği, bu doğal olmayanı görmek kolaydır.

Varoş kaybı yüceltir, acının peşindedir genelde. Tüm dünyaya karşı genelde kendisini kusursuz ve mağdur görür, sadece şanssızdır, tek suçu ise fazla iyi, fazla insan olmaktır ne hikmetse. Bu sebeple, kendisine insanlık gösterenlere karşı saldırganlaşır, çünkü bu yüzden kendi hastalıklı algı dünyasıyla yüzleşmek ona pek çok şeyden daha ağır gelir. Bu hastalıklı ruh hali içerisinde bir yandan sözlerle, inanışlarla duygular yüceltilirken, diğer yandan başkalarının duygularını hiçe saymak da olağan gelir. Çünkü bunu yaparken bir yandan da hayatın kendisine yaptığını sandığı şeyi, yani duygularının hiçe sayılışını, bir başkasına yansıtarak kendi sorunundan uzaklaştığını düşünür. Bu sebeple hemen her macerası hüsranla, daha çok öfke, daha çok üzüntü ve daha çok yalnızlıkla sonlanır. Varoş kazanmayı, düzgün oynamayı, sağlıklı olmayı bilmez, tedavisi ise güçtür ve çoğu varoş bu şansa erişemez. Çünkü tedavi için asalet gereklidir ki, asaletin soyu değil soydan ve her türlü metadan bağımsız olan bir erdemler bütününü ifade ettiğini söylememe gerek yok sanırım. Bu noktada asaletin Jean Valjean’ınki gibi sonradan kazanılabilir olduğu ancak onunki gibi tamamen metaya dayalı ve kolpa olmasının gerekmediğini de belirtmek gerekiyor.

Varoş insanın varlığı, her ne kadar patoloji barındırsa da, diğer tüm hastalıklar gibi bize bir mesaj verir: Herkeste varoşluk potansiyeli bir miktar bulunur, bunu da görebiliriz. Yani, iyiyken kötüleşen veya kaybedince olumsuz değişen insanlar, algısı değişen insanlar, genelde varoş örnekleridir. Varoşun yarattığı çeşitli stereotiplerin hepsinin ortak varoşsal duygu ve algıları vardır ayrıca.

Ne yapmalı? İçimizde varoşluğun yeşermesi, donanımlı bir akla sahipsek zordur, ancak zor zamanlarda bu varoşluk bir boşluk bulup kök salmayı deneyebilir. Varoşluğu bilge parmaklarınıza ezip ait olduğu, o hiç dikkate değmeyecek tutumlarınızın arasına göndermeli.

Kaybetmenin yüceliği, ancak gerçekten de savaşanlar ve asil davrananlar için söz konusu edilebilir, bunun dışındaki kayıplar zavallıcadır ve bunların kabullenilmesi, acıdan meze yapılıp Müslüm’le tüketilmesi aklen, bedenen ve ruhen zayıflara göredir. Dolayısıyla bu yücelik, varoşun öngördüğü ve sık sık hissettiği gibi değildir, onunla alakası bile yoktur. Her türlü yücelik, yüce olanlar için geçerlidir ve kendisini daima en dibe gömen, yükselmeyi bile sindiremeyen insanlarda yücelik aranmamalıdır.

Tüm bunlarla birlikte, bir grip virüsü gibi, varoşluk da her insanda kısa sürelerle de olsa bünyeyi ele geçirebilir, acilen tedavi olmak gereklidir böyle durumlarda.

Dünyadaki hiçbir güzelliğin tarihini varoşlar yazmamıştır, onlar da tıpkı sömürenler gibidir, karşıt uçta olsalar da. Sorumlu oldukları birkaç romantik martavalı saymazsanız tek şey irili ufaklık kötülüklerden müteşekkil dev bir kötülükler yumağıdır. Hastalıklı, zayıf, kötü insan tiplerinin bir kümesi olan varoş timi, diğer olumsuz tip kümeleri gibi insanlığın geleceğinde azalmalı ve yok olmalıdır. Ancak günümüz düzeni bunu sağlamayacağından bize düşen kendimizi bu tip karakter tuzaklarından korumaktır.

Daha güçlü, daha iyi olacağız. Varoşluğa da, godoşluğa da, aklımıza gelen her türlü zayıflık ve kötülüğe karşı uyanık ve sağlam olmalıyız.

Hayatınızda varoş insanlar bir şekilde yer alabilir, zor durumda olan insanlarla varoşları birbirine karıştırmayın, varoşluk bir zihniyet, bir tutumdur, başka şeylere benzemez, işte böyle kişiler varsa onları hayatınızdan çıkarmakta tereddüt etmeyin. Bir bok çukurunda debelenen bir insana üzülmemiz elbette insancadır ancak o çukurun içine girip onunla orada debelenmek, çukurun dışını bilen bir insan katlanılamaz olacaktır. Burada da mağara alegorisini kullanabilirsiniz. Yani, böyle bir insanı çekip çıkarma şansınız yoktur o çukurdan, bir insan ya kendi çıkar, ya da çıkamaz hatta farkında bile olmayıp size burun kıvırabilir.

Varoş kibirlidir de üstelik, tüm tiksinçliğine ve basitliğine rağmen, hak etmediği bir kibir taşır üzerinde. Gerçek kibir, hak edilmesi güç bir vasıftır, gerçek kibir, beğenilmese bile saygıya değerdir, varoş kibri gibi diğer sayısız kibir ise arkası boş, hastalıklı ve sahibini yanıltır.

Kaybedebiliriz, dibe batabiliriz, boğulabiliriz, yenilebiliriz, hatalar yapabiliriz, ancak asla varoş olmamalıyız. Ne dejenerasyon, ne varoşizm, bunlar asla mutluluk yolunda yoldaşlık edemez.

Nice temiz ruhun, genellikle de ilkel bir Türk solculuğundan ötürü, varoşizm batağına batması, varoş varoş yaşaması ise sadece üzücüdür. Türk solunun bu varoşluktan nasıl beslendiği ise, gözlemlemesi kolay ama ayrı bir yazının konusu.

About the author: İlşad Özkan

Leave a Reply

Your email address will not be published.